Yeni Bir Gün Yeni Bir Başlangıç Demektir....

Counter

Uğur Mumcu'yu Sevgi ve Özlemle Anıyoruz..

23/1/2008
Kategori: Yazilar

24 Ocak 1993'te bombalı bir saldırıyla yitirdiğimiz yazarımız Uğur Mumcu'yu sevgi ve özlemle anıyoruz.


1975 yılındaki "sesleniş"inde ne demişti Uğur Abi?

"...
yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
kurtuluş savaşı`nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
bir kez dinlemediler bizi.
bir kez anlamak istemediler.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...
..."

O, 1975 yılında yabancı devletlerin bizi sömürmesine bu şekilde karşı çıkabilirken, şimdiki "gelişerek değişmiş" hükümetimizin baştan bakanının ve O` nun yanındaki, O` nun bir tek sözüne "bakanların"ın, bizleri ABD ve AB` ye nasıl peşkeş çektiğini görmeyen, göremeyen ve görmek istemeyen hainler ve satılmışların bu kadar fazla olması cidden düşündürücü.

Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
ecelsiz öldürüldük
dövüldük, vurulduk, asıldık.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
isteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
bizleri yok etmek istediler hep.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

ölümcül hastaydık.
bağırsaklarımız düğümlenmişti.
hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
vicdan sustu.
hukuk sustu.
insanlık sustu.
göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
hastaydık.
yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

giresun`daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
ege`deki tütün işçileri, sizin için öldük.
doğu`daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
istanbul`daki, ankara`daki işçiler, sizin için öldük.
adana`da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

bağımsızlık, mustafa kemal`den armağandı bize.
emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
kurtuluş savaşı`nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
bir kez dinlemediler bizi.
bir kez anlamak istemediler.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç.
mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
asıldık ey halkım, unutma bizi...

bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...


bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi...

özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi...


Uğur Mumcu
Cumhuriyet - Sesleniş - 25 ağustos 1975

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ben Geldim..

6/1/2008
Kategori: Yazilar

Yürüdüm... Yürüdüm.. Çok yollardan geçtim ama inan çok büyüdüm..
Düşündüm... Düşündüm... Sebebini bulamadım neden neden neden çok üzüldüm.
Şimdi; aç kapını lütfen, çünkü ben geldim.
Çok üşüdüm, çok soğuk yerden geldim.
Bana biraz gülümser misin?
Kimseye sormadım, yolu kendim buldum geldim.
Simsiyahların içinden sana karbeyaz geldim.
Beni biraz sever misin ? Ben geldim..
Üstüm biraz tozlu, yolda çok düştüm geldim.
Ellerim çizik üzgünüm, dikenliklerden geldim.
Kalbim paramparça ama sana topladım geldim.
Bir bilsen neler yazdım, hepsini yaktım geldim.
Annemi bıraktım sana, kimsesiz geldim.
Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin ?
İzin ver de oturayım lütfen, bacaklarımı çok yordum geldim.
Kusura bakma üstüm ıslak, büyük yağmurlardan geldim.
Anlatsam herşeyi, dinler misin ?
Yanıma para almadım, beş kuruşsuz geldim.
Yolda biraz acıktım ama sana, dayandım geldim.
Hiç yokken hep olmak nedir, bilir misin?
Kendime devdim! Devdim! Devrildim geldim.
Kardım, buzdum eridim, erittim geldim.
Aşkı sırtıma aldım, taşıdım, "evladım" dedim.
Açtım, soldum, sarardım geldim.
Yandım, söndüm, kül oldum geldim.
Ellerinle ellerime su dökebilir misin?
Yüzüme vurdu rüzgar yağmuru, "daha çok" dedim.
Yağmur carptı kendini bana, "bu yetmez" dedim.
Kırılmış kanatlarıma birkez dokunabilir misin?
Taştım, dağdım, kum oldum geldim.
Camdım, kayaydım, tuz buz oldum geldim.
Beni tanrı`ya tekrar inandırabilir misin?
Bin kere öldüysem, bin kere dirildim geldim.
Canımdan can, kan verdim ama adını yaşattım geldim.
Yedi kat yerin dibinden beni duyabilir misin?
Kimse inanmadı sana, ben taptım geldim.
Dönecek yerim kalmadı, herşeyi mahvettim geldim.
Başka birşey istemem beni biraz sevebilir misin?

Bimdi biraz beni sevebilir misin?
Ben geldim..

Cem Adrian

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

National Treasure: Book of Secrets

5/1/2008
Kategori: Sinema

     

       Tür: Macera / Aksiyon

       Gösterim Tarihi: 4 Ocak 2008

       Yönetmen: Jon Turteltaub
       Senaryo: Cormac-Marianne Wibberley

       Yapım Tarihi: 2007 / ABD

Oyuncular
Oyuncular
Nicolas Cage,Diana Kruger,John Voight,,Ed Harris
Benjamin Franklin Gates, Abraham Lincoln olayının arkasındaki sis perdesini aralamak ister ve John Wilkes Booth'un günlüğünde kayıp olan 18 sayfanın peşine düşer.

2004 yılının olay yaratan filmi “National Treasure – Büyük Hazine”nin devam filmi.

Not: Her ne kadar eleştirmenler tarafından klasik hazine avcısı filmi veya indiana jones özentisi film olarak değerlendirilsede 2004 yılında gişe rekorları kıran ve 3-4 kere sıkılmadan izlediğim bir film.İzlediğim en iyi filmlerden biri.Devam filmleri pek iyi olmaz konu kötüleşmeye başlar ancak bu filmde öyle olacağını sanmıyorum.Hele ki başrolda Nicolas Cage gibi büyük bir oyuncu varken vede ilk film gişe rekorları kırarken :)  Neyse ben fazla uzatmayayım herkese iyi seyirler :)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Menemen Olayını Unutmayın!

3/1/2008
Kategori: Yazilar

Menemen olayını unutmayın!

ADI Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep.

Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir’in Menemen İlçesi’nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.

23 Aralık 1930 sabahı, bundan tam 76 yıl önce, Menemen’de tuhaf bir şeyler oluyor. Sabahın erken saatlerinde dördü silahlı altı kişi belediye meydanında tekbir getirerek gezinmeye başlıyor. Hepsi çember sakallı. Başlarında sarık, sırtlarında cüppe var.

Ortalıkta dolanan altı kişi, "Biz şeriat ordusuyuz" deyip Müftü Camii’ne giriyorlar. Elebaşıları olan Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini "mehdi" olarak tanıtıyor ve dini korumaya geldiklerini söylüyor. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini tebliğ ediyor!

Derviş Mehmet isimli sapık ve arkasındaki yobazlar, camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya takıyorlar. Yoldan geçen birine meydanda bir çukur kazdırıp bayrağı oraya dikiyorlar. Yobazlar bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye başlıyorlar... Ve bağırıyorlar:

"Şapka giyen káfirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir. Bize kurşun işlemez." İşin acı yanı, Menemen ahalisinden bazıları bunlara alkış tutuyor!

* * *

Olaylar ilçedeki askeri birliğe duyuruluyor. Alay komutanı, yedeksubay Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderiyor. Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi yok. Süngü takıp olay yerine gidiyorlar.

Kubilay askerlerini meydan girişinde bırakıyor ve yobazlardan teslim olmalarını istiyor. İşte bu anda yobazlardan biri ateş ediyor.

Kubilay yaralanıp yere düşüyor. Ayağa kalkıp cami avlusuna doğru kaçıyor, ama orada tekrar yere düşüyor. Çevredeki kalabalık paniğe kapılıp kaçışıyor.

Derviş Mehmet ve arkadaşları, işte o anda Kubilay’ın başına çöküyorlar. Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkarıyor...

Ve yaralı yedeksubay Kubilay’ın başını orada kıtır kıtır kesip gövdesinden ayırıyor.

Kin ve nefret gözlerini öylesini bürümüş ki, kesik baştan akan kanı içiyorlar. Saçlarından tuttuğu kesik baş, şimdi Derviş Mehmet’in elindedir.

Yeşil bayrağın sopasına kesik başı dikmeye çalışıyorlar, ancak bir türlü başaramıyorlar. Bunun üzerine birileri kendilerine ip getiriyor. Kesik baş, yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlanıyor.

* * *

Bütün bunlar olurken yine tekbirler getirilmekte, "Ey ahali din elden gidiyor" çığlıkları Menemen’de yankılanıyordu.

Silah seslerini duyan bir mahalle bekçisi olay yerine koşarak yetişti. Bekçi Hasan ateş edip yobazlardan birini yaraladı. Hemen ardından yobazlar ateş edip Hasan’ı orada şehit ettiler. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de yobazların açtığı ateş sonucu şehit düştü.

Birkaç dakika içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmiştir.

Yobazlar mutludur! Kubilay’ın kesik başı, yeşil bayrağın sopası üzerinde sallanmaktadır. İşte bu aşamada asker olay yerine yetişti. Komutan "Teslim olun" diye bağırdı. Yobazların yanıtı kesindi:

"Bize kurşun işlemez."

Askeri birlik ateş etti. Yobazlardan bazıları orada yere serilirken, bazıları kaçtı. Daha sonra hepsi birden yakalandı.

Menemen olayı genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait haininin isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.

Hükümet sıkıyönetim ilan etti. Menemen’de General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Harp Divanı kuruldu. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan bütün sanıklar yargılandı. 18 gün süren yargılama sonucunda karar açıklandı:

40 kişi sorumsuzluğu nedeniyle salıverildi, 27 sanık beraat etti, 41 suçlu çeşitli hapis cezaları aldı.

36 kişiye idam cezası verildi.

Ancak bazılarının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi.

28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildi. Yobazlardan bazıları, yedeksubay Kubilay’ın başının kesildiği yerde asıldı.

Bir sanık sehpaya götürülürken kaçtı. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

"İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz."

* * *

Atatürk, Menemen olayına çok kızdı. Söylentiye göre, Menemen’in haritadan silinmesini emretti. Daha 10 yıl önce Yunan işgali altında inleyen bir ilçede yobazların yaptığı ve halktan bazılarının bu yobaz sürüsüne arka çıkması, onu çileden çıkarmıştı.

O dönemde ortada kararlı bir devlet vardı. Savaştan yeni çıkmıştık, güçsüzdük, olanaklar yetersizdi. Ama devletin ve cumhuriyet rejiminin onuru, ilkeleri ve inancı vardı... Çünkü ülkeyi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir devlet adamı ve onun devrimci kadroları yönetiyordu.

Nitekim mahkeme derhal kuruldu, yargıladı ve gereken cezaları verdi.

Şimdi bir düşünün bakalım, aynı durum bugün olsa acaba ne yapılır?

Yılanın başı aradan geçen 76 yıla karşın ülke genelinde ezilmedi. Unutmayın, yılan pusuda bekliyor.

Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr
(2006)

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hayat...

2/1/2008
Kategori: Gunluk

Hayat nedir?
Ne için vardır?

Hayat diye adlandırdığımız bu şey nedir?

Her saniye aklımızı kurcalayan bu sorunun cevabı nedir?

Çok çalışıp başarılı olmak mı?

Her saniyeyi dolu dolu yaşamak mı?

Para mı? Nefret mi? Heyecan mı? Aşk mı? Seyahat mi? Eğlenmek mi?

Hayat nedir sizce?

Ben henüz 18 yaşında bir gencim belki ama, bu güne kadar edindiğim tecrübelerim bana bu sorunun cevabını verdi.

Belki zor ama en güzel şekilde verdi..

 

Hayat bence sevdiğin kişi için yaşamaktır.

Hayat bence sevdiğin insanın mutluluğu için çabalamaktır.

Sonsuza kadar tek bir kişiye bağlanıp,

Tek bir kere ölmek demektir.

Hayat O'dur...

 

Herkes için tabii ki farklıdır.Size bilemem fakat ben birisine bağlanmayı hayatın anlamı gibi görüyorum.

En kötü pisliğine, en iyi haline, en kötü haline, o kişinin sorunlarına, artılarına, eksilerine, gözlerine, acı çektirmesine, güzelliğine, çirkinliğine.. kısacası iyi veya kötü herşeyine ama herşeyine, HERŞEYE rağmen bağlanmak, kabullenmek ve o kişi için yaşayıp ölmek..

 

Hayat budur bence,

Hayat aşktan ibarettir.

Hayat bazen paylaşmak,

Yeri geldiğinde ağlamak,

Yeri geldiğinde gülmek,

Acı çekmek, cefayı çekmektir.

Fakat sonunda en güzel sefayı da siz çekersiniz.

 

Düşünsenize bir..

Soğuk bir kış akşamı ve bayramda 70 yaşındasınız.

Torunlarınız, çocuklarınız bütün aileniz birlikte akşam yemeği yiyorsunuz.

Ve yanınızda yaşlılıktan olsa gerek, titreye titreye elinizi tutan bir sevgiliniz var..

Tıpkı sizin gibi, "O" da hayatını size adamış,

O günlere gelebilmişsiniz.

O günlere gelene kadar el ele bütün zorluklara göğüs germiş,

O harika akşamı yaşıyabilmişsiniz.

Belki sabaha sağ çıkamayacaksınız,

Ama..

Aşıksınız!

 

Hayat budur bence.

Hayat aşktır. 
Aşkı için ağlamak,

Aşkı için gülmek,

Aşkı için imkansızı başarmak,

Aşkı için yaşamak,

Aşkı için ölmektir.

Yeri geldiğinde sabretmek,

Yeri geldiğinde yalvarmaktır.

 

Aşkta asla gurur olmaz.Varsa bu aşk değildir.

 

Ben henüz 18 yaşımda bunları düşünebildim.

Düşünebilecek kapasiteye getirildim.

Çok harika bir kız vardı.

Kusursuzdu.

Beni kendine aşık etti.

Ve farkında olmadan bana aşk'ı öğretti.

Demin okuduklarınızın hepsinin bilincini bana yerleştirdi.

Beni büyüttü.

Kendine aşk ile bağladı.

Gözleriyle eğitti,

Sesiyle sakinleştirdi.

Beni 6 aylık bir seyahate çıkarttı.

 

Tam aşkı doruklarda yaşayacakken,

Tam herşey düzelicekken,

Gitti..

 

Tüm yaşadıklarımızı umursamadan,

Gitti..


Belki Umursadı,

Ama en ufak bir aşk duygusu hissetmeden..

"O" seçimini yaptı..

 

Hayat denilen kavramın küçük bir kısmını öğrendim,

Hakikaten birazcık daha büyüdüm..

Neydim?!

.................

 

Not: "Kendi çapımda hayatı tanımladım.Herkes için hayat farklıdır.Kimi için para,pul ; kimi için aşk ; kimi için aile... Sonuç olarak aşk her insanın hayatında büyük bir yer kaplar.Umarım herkes bu konuda benim kadar şanssız olmaz."

 

Herkese Hayatta Başarılar!

 

                                           02/01/08    

                                     (:  GwN

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı